Türkiye Cumhuriyeti

Şanhay Başkonsolosluğu

Başkonsolosluk Duyurusu

Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Newsweek Dergisinde Yayınlanan "demokrasi Düşmanlarına Karşı Demokrasi İle Savaş" Başlıklı Makalesi, 8 Ağustos 2016 , 11.08.2016

Birçoğu için hoş bir yaz günü olan 15 Temmuz gecesi, Türk  demokrasisi için neredeyse korkunç bir kabusa dönüşecekti. Askerin arasına  gizlenmiş Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) bağlantılı hain darbeciler, Türkiye  Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve anayasal düzeniyle birlikte demokratik yollarla
seçilmiş hükümeti devirmeye kalkıştılar. Kutsal üniformalarına ihanet ederek,
karşılarında cesurca duran sivilleri katlettiler, tanklarla bu masum demokrasi
savunucularını ezdiler. Sayın Cumhurbaşkanımıza suikast girişiminde bulunmanın  yanı sıra, Cumhurbaşkanlığı’na saldırdılar, içinde milletvekilleri varken  Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombaladılar. Bu koşullar altında hiç ara  vermeksizin demokrasiyi savunma çağrıları yayınlayan bağımsız medya  kuruluşlarını haince bastılar. Fakat Türk devletinin kararlılığı ve halkı ile  birlik içinde hareket etmesi sayesinde, bu hain darbe girişimi önlenmiş ve  Türkiye’nin demokratik rejimi uçurumun kenarından kurtarılmıştır.

Avrupa  Konseyi'nin kurucu üyesi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile birlikte,  demokratik evrensel değerler ve normların kalesi olan ve aday ülke sıfatıyla AB  müzakerelerini sürdüren Türkiye, ne mutlu ki böyle korkunç musibetlere direnmek  için gereken tüm beceri ve olgunluğa sahiptir. Evet, Türk demokrasisi o gece bir  muharebeyi kazandı. Ancak hayatlarımızın bu sancılı sürecini tamamıyla  sonlandırmak için verilmesi gereken bir savaş daha var.

Arkadaşlarımıza, ortaklarımıza ve müttefiklerimize uzun süredir Fethullah Gülen’i ve Gülen’in 15  Temmuz’da apaçık bir şekilde ortaya çıkan kötü amaçlarını anlatmayı sürdürüyoruz. Tüm karşı çabalarımıza rağmen, bu kişinin destekçileri özel sektörü ve medyayı bir kenara bırakın, yıllar boyunca gizlice devlet organlarının içine de sızmışlar. Neyse ki engellenen terörist darbe girişimi  onlar hakkında hiçbir şüpheye yer bırakmadı.  Durumun ciddiyetinin 15 Temmuz’da gözler önüne serildiği gibi, Türk devleti kamu düzeni ve güvenliği  için gerekli tedbirleri almak zorundaydı. Elbette ki bu tedbirler, anayasa ve  ilgili yasalarca tayin edildiği gibi ve uluslararası yükümlülüklere tam riayet  edilerek yapılmıştır. Olağanüstü hal ilanının amacı; ne vatandaşlarımızın temel  hak ve özgürlüklerini kısıtlamak, ne de demokrasi veya hukukun üstünlüğünden  taviz vermektir. Bu karar, FETÖ terör örgütüne karşı verilen mücadelede en hızlı  ve etkili şekilde hareket etmek ve en kısa sürede normale dönmeye hizmet  etmektedir.

Yükümlülüklerimize tamamıyla riayet ederek, bu süreçte  alınan tedbirlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) çerçevesindeki  yükümlülüklerimizin sınırlandırılabileceği hususunda Avrupa Konseyi’ni de  bilgilendirdik. Derogasyon bazılarının iddia ettiği gibi askıya alma değildir. Avrupa Konseyi’nin birçok üyesi, yakın geçmişte Fransa, AİHM’nin izin verdiği  ölçüde bu hakkı kullanmıştır. Bu hüküm, milletlerinin hayatını tehdit eden  olağanüstü hallerde insan haklarını korumaları için devletlerin gecikmeden  gerekli tedbirleri almalarını sağlar.

Olağanüstü hal 90 günlük bir süre için ilan edilmesine rağmen, FETÖ terör örgütüyle olan mücadelemizi başarıyla  tamamlayıp, en kısa sürede olağanüstü hali sonlandırmayı hedefliyoruz.

Şimdiye kadar attığımız adımlardan açıkça görüleceği üzere,  tedbirlerimiz siyasi rövanşizm ile değil, aksine anayasamız, mevzuatlarımız ve  uluslararası yükümlülüklerimiz ile uyumlu bir şekilde alınmaktadır. Elbette,  olağanüstü hal süresince bu önlemlere karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin  (AİHM) yanı sıra, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı da dahil olmak üzere yasal yollar kullanılabilir.  AK Parti’nin 2002 yılında iktidara  gelmesinden bu yana, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne ilişkin  Türk mevzuatı güçlü bir şekilde Avrupa Konseyi norm ve standartlarına ve AİHM  içtihatlarına uyumlu hale getirilmeye devam etmiştir. Bu alanlarda birçok reform  paketi yürürlüğe girmiştir. Hukukun üstünlüğünü insan haklarını koruyarak ve geliştirerek muhafaza etmek her zaman siyasi gündemimizin üst sıralarında yer  almıştır. İşkence ve kötü muameleye karşı Türkiye'nin sıfır tolerans politikası  uzun yıllardır övgü almaktadır, ki bu husustaki mevzuatımız ve düzenleyici çerçevemiz bahsekonu uluslararası mekanizmalarca daha 2004 yılında örnek  gösterilmiştir. Türkiye, tüm uluslararası insan hakları mekanizmalarıyla mevcut  olan yakın işbirliğine devam etmekte ve 2001 yılından beri BM insan hakları  organlarına, Türkiye'yi ziyaret etmeleri için daimi davette bulunan ender ülkelerden biridir.

Tüm bu belirtilenler; yurtdışındaki FETÖ destekçilerinin karalama kampanyasından kaynaklanan bazı iddiaların aksine, Türk devletinin bu sancılı sürecin demokrasi ve insan haklarına saygı göstererek  hukukun üstünlüğü vasıtasıyla acilen sonlandırılması yönündeki kararlılığına  delil teşkil etmektedir. Aslında, demokratik bir ülke için başka bir seçenek de  yoktur. 15 Temmuz gecesinden beri, siyasi olarak kimi desteklediklerine bakılmaksızın her kesimden Türk halkı demokrasiye olan bağlılığını göstermek için şehir meydanlarında toplanmaktadır. Meclisteki siyasi partiler demokratik  değerlerimizi ve anayasal düzenimizi hep birlikte savunmak; siyasi çevrelerde  kutuplaşmalara karşı demokratik bir şekilde bir arada yaşamı güçlendirmek için  aynısını yapmaktadır. Bu durum, demokrasimizin düşmanlarına karşı mücadelemizde  bize daha çok umut ve güven vermektedir.

Medeni dünya, demokratik  evrensel değerlere karşı giderek artan sınamalarla karşı karşıya bulunmaktadır.  Aşırıcılığın tüm şiddet biçimlerinde ortaya çıktığı görülmektedir. En acımasız  olanı da terördür. PKK ve DEAŞ ile kararlılıkla mücadele etmekte olan Türkiye,  şimdi de demokrasisine karşı ortaya çıkan terörist bir askeri darbeye göğüs  germeyi de başarmıştır. Mücadelemiz demokratik kurallara sıkı sıkıya bağlı  şekilde devam etmektedir. Bu nedenle FETÖ ile olan mücadelemizde peşin hüküm verilmesinden kaçınılmalıdır. Bu bağlamda, Türkler ve bazı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk dostlarının, Türk demokrasisine desteklerini göstermek için darbe karşıtı yürüyüşler yaparken, bahaneler öne sürülerek ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmaları da talihsiz bir durumdur. Türkiye bu süreçten geçerken, yurtdışındaki dostlarımızdan beklentimiz dayanışma ve anlayıştır. Bu sebeple, her zaman olduğu gibi yapıcı diyalog için tüm kanallarımızı açık tutuyoruz.